HER GÜN 1944 KM YOL GİDEN BARİSTA – CEYMS

http://www.ceyms.com/her-gun-1944-km-yol-giden-barista/

image

Ekonomik kriz komedisi:/ Şaka video.
Ama İzmit – İstanbul arasında örneğin 90-100 kilometre yolu- 15-20 yıldır #gerçekten gidip-gelenler olduğunu biliyorum mesela.. Hatta ben de denedim. Biraz anlatayım..
Ailem bir dönemden sonra İzmit’te yaşadığı için -ve evde yalnız kalmak istemediğim- bir dönemde, sabah 06.30 arabası ile Yeni Sahra, oradan da Taksim’e gittim. O kadar yorucuydu ki, arada Üsküdar-Beşiktaş-Taksim güzergahını kullanmak ve kahvaltı opsiyonlu Beşiktaş keyfi yapmak için motorla geçerken, oradaki 10 dk.’da bile uyuyabildiğimi hatırlıyorum.
Sabah 07.00-09.00 arası uçağa yetişmek için 05.30 civarı bir otobüse binip, 09.30 ya da 10.30’da İzmir’de müşteri toplantısına gittiğim oldu. Hatta Taksim’de ajansa-butik bir ajanstı- uğrayıp, gece çalışan Grafiker’in düzeltmelerini alıp uçağa yetiştiğimi ve 12.00’de toplantıdan çıktığımızda kendimi dünya fatihi ya da süpermen gibi hissettiğimi de hatırlıyorum.
Sonra bir dönem de Bölge Satış Koordinatörü olarak çalışırken, acil çıkan toplantı talepleri için 40 dk. içerisinde İstanbul’a girerken yol boyunca arkamda olan ve beni gişelerde yakalayan birinin, kafasını arabadan çıkararak “Sen kafayı mı yedin?” işareti yapacak kadar hızlı şoförlük yaptığım ve utanarak andığım günlerim oldu. Kaza yapmadım ve yaptırmadım ama. Zaman kazanmak isterken, iki toplantı noktası Nişantaşı Taksim arasını 1.5 saatte aldığım gün, son kez hızlı kullandım. Nasılsa işe yaramıyordu.
Yolda verilen kahve molaları ve sağa çekip email’leri cevaplamak ve hatta raporları yol üzerinde bir durakta -ya da otobüste- tamamlamak ve eve gider gitmez dinlenme mode’una geçmek kısımları şahanedir. Yorucu ama oldukça iyi hissettiren -zamana karşı yarış ve imkansız görünen şeyleri başarma hissi ile gelen- bir duygusu var iki kent arasında çalışmanın.
Eğer otobüsle gidip geliyorsanız kalabalık da bir deneyim bu İzmit – İstanbul için ve yeni insanlar tanıyıp, o ekiple her sabah ve akşam bir seans paylaşıyorsunuz adeta. Gazete okuyanlar, telefonla konuşanlar, uyuyanlar, çalışanlar.. Yemek yiyenler.
Yolu izlerken kahve yudumlayanlar. Yorucu ama ilginç bir deneyim.
Araçla olanı biraz yalnız. Yüzlercesiniz aslında yolda ama yalnızsınız hepiniz, bir mola noktasında karşılaşmadıkça.
15-20 yıldır iki kent arasında gidip gelerek çalışan insanlarla tanıştım bu süreçlerde.
Bazıları gibi ben de “Toplam 1 saatte bazen iş ve ev arasındaki mesafe tamamlanıyor. Aslında çok değil.” demişimdir. Ama çok. Sadece Kadıköy – Maslak ya da Levent arasında çalışırken ne çok zamanı yolda geçirdiğimi ve ne helak olunduğunu bildiğimizden böyle.
Velhasıl ilginç deneyimdir. Ve bir hayli yorucu olduğundan, her gece yattığınız yeri beğenirsiniz.

Çalışmak ve Yaşlanmak İçin En İyi Ülkeler

image

Uzun bayram tatilinin tatilci çilelerini okurken, markette kasa sırasında, fazla mutfak alışverişi yaptığı için suçluluk duygusuyla parasını sıkı sıkı tutan bir emeklinin arkasındaydım.
Muhtemelen  bayram – yemeği yapma- hevesi ile erken biten mutfak erzaklarını yerine koyuyordu binbir kaygı ile.
Tatilde parası ile rezil olan insanların halini ona da okumak ve biraz gülmesini sağlamak istedim endişesi hafiflesin diye ama bu tatil kafasında anlayıp gülemeyeceği o kadar çok unsur vardı ki ona yabancı olan, yine de üzülür diye vazgeçtim.
Bayramı, evde, parkta, TV karşısında geçiren çalışan ya da işsiz çoluk  çocukları tatil yapsa, onlara bu mutluluk yetermiş gibi bir kendi hayatından vazgeçmişlik de vardı üzerinde.
Siz de fark ediyor musunuz böyle yaşayanları?
Binbir borçla ev, araba, tatil satın alıp hayattan vazgeçmeyen kuşak için – respect- evde bayramın birinci günü el öpmek ya da bayram yemeği için uğranacak kitle emekliler.
Ve onlarla birlikte evde kalan çoluk çocukları da ekleniyor listeye bazen.
“Şimdi üzüntü yapmayayım, buna sonra üzülürüz” kategorisinde sıkça göz ardı edilen bir kitle.
“Bizde böyle olan dışarıda nasıl acaba?” diyerek, üzüntüden kaçmayıp üzerine gitmek için, daha iyi örnekleri nasıl bu “Yaşama”nın diye baktım. Elbette Afganistan, Suriye, Irak, Hindistan’a bakmadım çünkü biz ülkemizi bu ülkelerin arasında değil Avrupa ve Avrasya arasında bir yerde konumlandırıyoruz.
Biraz oralara ve dünyaya baktım ben de, refaha “Daha ne kadar yol var?” görmek için.
Öncelikle erken emekli olmuyorlar -bazen 70 ‘den önce görülmüyor- ama iş bulup çalışabiliyorlar ileri yaşlarda ve sağlık hizmetleri iyi çalıştığı için ve iyi kazanıp, iyi yaşayıp, kendilerine iyi baktıkları için gayet sağlıklılar, 65 yaşlara kadar.
Bizde 45 yaşına gelen oyuncuyu babaanne rollerinde -hayret ve kınama ile- görmenin yanı sıra, “30 yaşından gün almamış”larla çalışmak isteyen sektörler ve firmalarımızın, 30 yaşın altındakiler için bile yeterince iş üretemediğini üzülerek görüyoruz maalesef. Yaş fetişi ya da ayrımcılığı zaten tek başına çirkin ve gelişmiş ülkelerde az rastlanırken, bizde çok olması, iş üretememekten de beslenen bir canavar yani. Neyse..
Avustralya’dan başladım. Yalnız olanlar en yüksek 2 bin 950 TL civarı, çift olanlarsa, 2 bin 250 TL karşılığı bir emeklilik parası alıyorlarmış Avustralya’da. Ayrıca bir ek aylık sağlık harcama ücreti var, kullanırlarsa. 120 TL kadar.
Evde Bakım hizmeti, muayene, ulaşım,  danışmanlık gibi ücretsiz işlemleri kapsıyor ek olarak. Ayrıca 60 yaş üzerine alışveriş ve ulaşımda indirimler de uygulanıyormuş.
Almanya’da ise, tüm bu avantajların benzerlerine ek olarak emekli aylığı erkekler için 2 bin 800 TL iken, kadınlar için -negatif ayrımcılık- ortalama 1500 TL civarındaymış. Almanya da gıda Türkiye’ye göre ucuz ve ek sağlık ödemesi de yok ilaçlar vb. için.
İsveç ve Norveç gibi 65 yaşlarına kadar %50 oranında istihdam edilen ve o yaşa kadar sistemin iyi ücret ve iyi bakım sunduğu ülkelerin insanları, çalışma ücretlerinin %50’sine kadar varan emeklilik maaşı alabiliyorlarmış. Ortalama ücretler seviyesinin aylık 7 bin -10 bin TL karşılığı olduğu ülkeler olduklarını düşünürsek…
Bu seviyelere asgari ücretin bile zaten 6-7 bin TL civarında olduğu Hollanda, Brüksel gibi ülkeleri de benzer emekli ücretleri ve sağlık hizmeti avantajları ve 45 plus yaş istihdam imkanları ile ekleyebiliriz.
Sonra da hepsinin altına 29. sıradaki 1350 TL aylık asgari ücret miktarımız (OECD sıralaması) , ortalama 400-1500 TL civarında gezen emekli aylıklarımız ve istihdamda yaş ayrımcılığı, sağlık hizmeti ücretleri ve temel ihtiyaçlar fiyat listesi ile kendimizi ekleyelim.
Daha yol çok ama zamanımız yok. Daha sağlıklı yaşlanan nüfus için daha iyi maaşlara, daha geç emekli olan nüfus için daha çok işe, daha çok iş için daha çok yatırıma ihtiyacımız var.

Gig Ekonomisi ve Çalışanları

Gig Jobs ya da Gig Ekonomisi diye adlandırılan çalışma sistemi, teknoloji ekosistemleri çok gelişmiş ülkelerin politikacılarının da gündeminde. Esnek çalışma saatleri ile ilgili, gig ekonomisi çalışanları lehine düzenlemeler yapmaya çalışıyorlar. [Esnek çalışma ne idi?:)]
Tam olarak karşılamasa da “Geçici İşler” bir derece doğru #GigJobs  için. Ama Gigabyte Ekonomisi işleri için kullanılan bir tanım çoğunlukla.
Ağırlıkla web teknolojisi kullanılan dijital ve mobil işler kullanıyor. Ofissiz çalışma imkanı sunan Freelance sistemine benziyor ve çokça da rekabet eden Freelancer içeren bir ekosistem. Uzaktan ve part-time çalışmayı mümkün kılan tüm teknolojileri kullanan bir ekonomi. Girişimcilerin bir kısmı kendi işleri için de – kadrolu işlerini sürdürürken- benzer bir işçilik yapıyor. Ve yine girişimcilerin bir kısmı aynı tür işe alım yapıyor. Özellikle başlangıç aşamasında sık kullanılan bir yöntem.  #Startup’ların can simidi çoğu zaman.
Temp Jobs tabir edilen “Geçici Kontratlı İşler”den bir farkı da, seçim aşamasında, yine Talent tabir edilen yeteneklerin işleri seçmesi. Tersi değil yani çoğu zaman.
Bir de peer 2 peer denilen, mikro girişimciliği de teşvik eden ve herkese Uber şoförü olmayı ya da evini kiralamayı veya el sanatını paraya çevirmeyi mümkün kılan işler var aynı tanım içinde ki bazı kaygılara da neden oluyor. (Güven kaygıları)
Aslen şu günlerde en çok konuşulan ise “Gig ekonomisi ile tanımlı, kadrolu ve sigortalı bir iş garantisi olmayan bu esnek çalışma sistemi mağdur mu ediyor çalışanları?” konusu.
Konuyla ilgili ingilizce ama faydalı, Guardian Gazetesi’ne ait şu link’te Gig ekonomisi yaratıcılarından, Adam Smith’e, oradan Piketty’ye kadar uzanan bir değerlendirme var. 

image