Müzik Dinleme Manifestosu

savedpicture-20145101922198

“Ya ne çok değiştiriyorsun, başım döndü” diyen biriyle müzik üzerine konuşmamızın ardından düşündüm.

Öyle miydi? Dönüp bir baktım mecburen. Neler çıktı neler. Bir çeşit diskografi.
Babası ve annesi çoook müzik dinleyen çocuklardanım ben.
Annem bütün donem 45′liklerinden, babam da Barış Manço,Ajda,BoneyM ve Donna Summer’dan Okay Temiz’e uzanan LP lerden bir mini koleksiyona sahipti. Mecburen once onlar ne çalarsa onu dinliyorsun. Favorim Ajda ve Boney M’di.
Sonra TRT3′te 12 yaşımda, Alan Parsons Project diye bir gruptan bahsedince Sebla Özveren, bizimkilerin albümlerini bir kenara fırlattım ve neymiş bu yeni vaha diye dinlemeye başladım.
Ne lirikler, ne felsefe, ne orkestrasyon. Başım döndü. Aşık oldum resmen.
Sonra Orta Okul’da sokakta break dance yapanların dinledikleri elektronik dans şarkılarını, Michael Jackson ve Madonna’ya aşık olana kadar zevkle dinledim.
Thriller albümüne kadar (o dahil) bütün şarkılarını ezbere biliyordum MJ’in.
Madonna olayı ise, hiç bitmedi, çünkü kadın bitmedi. Onunla geliştim, büyüdüm. Verdiği mesajlar işime yaradı. Hep ağlayan aşk şarkıları ve mutsuzluk üzerine şarkı yapan müzik insanlarını sevmem bu yüzden.
İnsanlara cesaret veren şeyler söylemeli elinde fırsatı olanlar.
Lise’de sırf çok yakışıklı ve o sıra çok ünlü diye kim Bon Jovi dinlememiştir ki?:)
Bir de Beşiktaş Profesyonel genç takımında oynayan ve aynı John Bon Jovi’ye benzeyen birine aşık oldum. O bana yüz verene kadar devam etti. Sonra, nasıl olduysa, Yanni gibi sonradan çok sıkıldığım ve Al Jarreau gibi çok uzun sure severek dinlediğim Jazzy tune’lara daldım. Babam Q. Jones ve bazı Jazz albümleri de alırdı,belki ondan. Heart’s Horizon hala çok sevdiğim bir şarkıdır. Çok güzeldir.
Universite’deyken kafam protest gruplara da dağıldı bir ara Turkiye’den çünkü İstanbul Üniversitesi Beyazıt kampüsünde her gün bir olaylı siyasi atmosferi soluyarak okuduk.
Arada,lise ve orada tanışılan, hayatı yaşamayı seven bir kaç kişi ile senfoniler, klasik müzik (ki zaten orta okulda orkestrada olduğum için külliyatım sağlamdı) dinlerdik ki, bu iyi olmuş yoksa sırf protest müzik insanı depresif yapabilir kolaylıkla.
Üniversiteden sonra, bütün hit ve klasik rock şarkıları kusana kadar dinleyip bıktığım bir radyoculuk tecrübem oldu.
Neyse ki hemen değişik şeyler dinleyen birine aşık oldum ve Nick Cave, Tom Waits, Tindersticks, Violent Femmes’la falan tanıştırdı beni de-ve pek çok insanı- popüler müzik sarmalından biraz kurtuldum ve ağır olmasına rağmen değişik türler dinleyebildim.
Grunge akımı falan sırf Pearl Jam ve Nirvana’nın bir kaç şarkısı ile hatırladığım bir dönem. Yine karanlık ama donem ruhu öyleydi ne yaparsınız ki.

Oradan kurtulunca, biraz daha seçici olarak müzik dinlemek mümkün oldu.

Hep bir şekilde müzikle ilgili işler ve ilgili insanlarla çalışınca uzak kalmıyorsunuz ve herkes size yeni bir şeyler tanıştırıyor, iyi oluyor.

Barry Manilow’lu, Black funk soul dance müzikli şahane bir Retro müzik dinleme dönemim oldu. Babamdan kalma fusion Spyro Gyra’ları falan da ekleyip iyice karma bir lezzette kasetler yaptığımı hatırlıyorum ki bazı arkadaşlarım da hala hatırlar.

Sonra hiç müzik dinlemeyen biriyle evlenmeye kalktığım dönemde, bu müzikler hayatımı kurtardı diyebilirim.

2000′de biri önüme Buddha Bar CD’leri koymasa ne yapardım bilmiyorum. Ne dinlerdim?

Üç sene kafa yapan bu şahane World Music, lounge , ambient CD’leri ile coştum diyebilirim. Ruhuma işledi.

Hala çok severim. Tek tek içindeki bütün türleri ayrı ayrı dinledim. Şahane gruplarla tanıştım. Hala yanımda taşırım pek çok grubu o dönemde tanıştığım. Büyük bir aşkla:)

Sonra elektronik rock, elektro dans vs olayı ile coşmaya başladı dünya. Sen de dinlemeye başlıyorsun haliyle.

Kafayı kaldırıp arada ChillOut ve GoodMood müziklere dönerek tabii.

En büyük aşklar: Empire Of the Sun , MGMT, Cooper Temple Clause, Moloko, Zero 7, Sia, Telepopmusik ve Royksopp bu dönemde. Hala hep listemdedirler.

Sonra da House, soulful House falan çalan birine aşık olunca bu türdeki enfes şarkılarla tanışıp delirdim. Yeni müzik bilen birileri sizin için cennet oluyor, en büyük zevkiniz bu olunca..

Tabii tüm bu elektronik türlerin arasına, ara ara geçmişin güzellikleri, klasiklerini (ama hep good mood şarkıları, müzikleri) ekleyerek, yeni çıkan her şeyi takip ediyorsunuz ki bu süper bir şey.

Müzik dinlemek(severek, hobi olarak yapmak bunu) elektronik /dijital cihaz bağımlılığı gibi biraz.

Yeni olanı takip etmek istiyorsun.

O kadar çok ki seçenek artık, bu zenginlikte herkese her gün yeni bir müziğin peşine düşme imkanı tanıyor.

Teknoloji gibi aynı.

İhtiyacına göre seçip takılıyorsun.

Ne güzel:D Kulağınıza küpe takmak kadar kolay artık üstelik, istediğiniz müziği dinlemek bugün. Biz 40 yaşına girenler, gençken bir Duran Duran,Madonna albumu için Kadıköy ve Taksim’de yurt dışından sipariş beklerdik haftalarca.. Ya:)

Reklamlar

Ertelemek/Ötelemek

Üzücü bir haber alınca daha çok yapıyorum son zamanlarda. Cenazeye, cenaze günü üzülmek gibi.

Enerjinin azaldığı zamanlarda, “Buna şimdi değil, bir kaç saat ya da bir kaç gün sonra zaman ayıracağım” demek bazen en iyi-hatta tek- çözüm.

Çünkü hepimizin savaştığı bir kaç cephe var hayatta. Birinde biraz guard’ını indirsen, diğer cephe düşme eğilimi gösteriyor.

Departmanlara ayırararak hayatı ve sana getirdiklerini, her departmana hakkını vermeye çalışarak yaşamaktan başka çare yok.

Ağlamak istediğin, kötü bir haber aldığın gün, bir yerde olmak, birine zaman ayırmak zorundaysan, gülmek istediğin gün, gülmene engel olacak rahatsızlıklar/huzursuzluklar yaşıyorsan, dışarıda eğlenmek istediğin saatlerde, yaşamak için çalışmak zorundaysan, ya da çok yaratcı ve enerjik hissettiğin zamanlarda, sosyal protokoller ve zamanlama yüzünden çalışmak mümkün değilse falan, mecbursun böyle departmanlara ayırarak yaşamaya, ertelemeye, ötelemeye.

Tam anlamıyla ve katışıksız bir yas, bir aşk, kahkaha, macera, çalışma, eğlence, mutluluk yaşamak kolay değil.

Hayat, insanlar, olaylar, şartlar mutlaka bir noise yapıyor..

Bununla yaşama pratiği geliştirmek, her şeye ayrı zaman, enerji yaratmak zorundasın. Noise’dan arınmış saatler ve günlerde.

Yas zamanı yasa, iş zamanında işe, aşk zamanında aşka, eğlence zamanında eğlenceye, gereksiz insanlar ve durumlarla mücadele için ayırmak zorunda olduğun alanlar için ayırdığın zamanda kavgaya, kutlama zamanında kutlamaya, kendine ayıracağın huzur zamanda kendine, gülmeye ayıracağın zamanda gülmeye, sevmeye ayıracağın zamanda sevmeye, hakkını vererek yaşamak zorundasın.

Hiçbirini boş bırakmaman gerekli üstelik. Birini atlasan, seni eksiltiyor, zayıflatıyor.
Zayıf anını kollayan, çirkin  akbabalar gibi bazı insanlar ve olaylar. Çarpışmazsan, mücadeleden düştün sanıyorlar en hafifinden. Kendiliklerinden kaybolmuyor çirkinlikler, saçma durumlar, insanlar ve olaylar. Mücadele şart.

Ve hayatta bazı şeyler de kaçırılmayacak kadar değerli ve güzeller.
Onlara zaman ayırmazsan, onlar maalesef kayboluyorlar.
İyi şeyler, kaybolmaya eğilimli, berbat şeylerin aksine.
Onlar için daha çok mücadele etmek gerek.

Çünkü, iyi şeyler ve insanların kaybı, verdiğiniz tüm mücadeleyi ya anlamsız kılıyor ya da hayatınızın anlamından eksiltiyor.

ImaFour Weddings and A Funeral ge

Four Weddings and A Funeral

Morning

3936724742_f0ae268822_z eİnsanlar, onlara yaşattıklarınızı, hissettirdiklerinizi unutmaz” derler. İyiyi de, kötüyü de. Hayatın güzel ve acı sabitleri bunlar:)

İnsanları hedef alan bir söz ama, mesela taze bir umutla ve çok güzel doğan güneş, ışıl ışıl bir gün, yağmurlu ya da güneşli, soğuk ya da sıcak bir başlayan, yepyeni bir sabahın hissettirdiklerini düşünün.

Bu da unutulmaz. Her sabah aynı vaat ve sözle oradadır üstelik. Vazgeçmez.

Tereddüt etmez.

Gözleri parlayarak uyandırır sizi.  “Seni, olduğun gibi çağırıyorum” der. “Ne olmuş olursa olsun, şimdi bitti. Bugün yeni bir gün”

Hep taze..

Aşık olunacak bir azim ve istikrardır sabahın size tutunması.
Hep oradadır. Her gün sizi çağıracağını bilirsiniz.

Ne gelmiş, ne gitmiş olursa olsun, ne kadar gülüp ağladıysanız, ne kadar kazanıp kaybettiyseniz, hepsini geride bırakır ve yeni bir şeye katılmaya çağırır.

Üstelik, güzelliği solsa da, sonbahar, kış görse ve hırpalansa da, bütün sabahlar yine de  dayanılmaz bir güzelliktedir.

Hadi gel:)” diyen yumuşacık sesi ve bakışı ile, her sabah, yeniden içinizi eritir.

Hatırlamak hayatidir. Yanlışlardan korur. Doğrulara sarılmanızı sağlar.
Sabah, size hep güzel şeyler hatırlatır, çağrıştırı. Çünkü onun varoluş amacı budur. Bunun için sabahtır:) Bıkmadan, aynı enerji ile, her sabah yeniden, tekrar ya da daha iyi ve daha mutlu biri olmak için size şans verir.

Sizi bırakmaz, sizden umudu kesmez. Uyandığınızda, yanınızdadır.

Yaşam enerjinizi ateşlemek için yeniden..

Bu yüzden seviyoruz sabahları. Hiç bırakılmayan sevgili gibi.

Bir gün o sizi bırakır ancak. Ki o gün, zaten, sizin de yolculuğunuz sona ermiş demektir:)

– Bir başka boyutta, bir başka yolculuğun başlayacağını umarak:)-

İyi sabahlar:)

(Tabii ki en favori sabah müziklerimden bir ikisini ekleyecektim bu yazıya ve ekledim:)))

Anneyle İlk – Ciddi- Aşk Konulu Sohbet ( ^_^)

Annemle yine erken kalktık bu sabah ve erken bir kahvaltı sofrasında, konu nasıl geldiyse aşka geldi.

“Sen hiç aşık oldun mu?” dedi

İlk defa anlattım anneme.

İşte, gazeteciydi, üniversiteden sonra, şöyle tanıştık, böyle gelişti, şöyle aksilikler falan diye..

Sonraki dönemleri, bugüne kadar her şeyi anlattım tatlıma ilk defa..

Büyük bir dikkatle dinledi.. Bir sürü -hiçbir arkadaşımdan duyaMAdığım kadar- sağduyulu yorum yaptı..

Özetine geçeceğim sadece..

“Sen hata yapmamışsın” dedi.

“Peşini bırakmamış kadınlar. Bırakmayacaklarmış da baksana.. Eskileri bile hala diyorsun..Yapamazmışsın..”

Bu kadar basit aslında..

Çok çetrefilli ve girift hale getiriyoruz arkadaşlarla birlikte ve insanın kendisi bunu yapıyor bazen ama başka birileri yüzünden dert çekmeye değmez ve konu bu kadar basit oluyor bazen.
Arkasında bir türlü bırakmayan kadınlar olan erkek kendi iradesiyle onlardan kurtulamıyorsa, siz yardım edin tabii kurtulması için. Ama adam bile isteye arkasından yapışanları bırakmıyorsa, siz adamı bırakın.

Ve aslında her karmaşık görünen- ya da hissedilen- durumun, ancak bir  Anne tarafından özetlenecek, çok basit bir açıklaması mevcut:))

Tatlım benim..