Suburgatory

Kudos ! @cnbce Çarşamba #Suburgatoryyi vermeye başlıyormuş. Hislerimi anlatan #komedi dir kendisi.

Komşuluk nedir unutmuş, Bursa da, Kocaeli‘de teyzesi, amcası olan ama bir şekilde türlü bahanelerle,150 sene bile görmese onları- abartı efekti olsun diye, vampir değiliz tabii:P- bir şekilde asla ziyaret için bile gitmeyen, tatilde Bodrum‘da bile 3 günden sonra sıkılan, hatta Anadolu Yakası‘na dahi, adaya giderken sadece bir ritüel olarak uğrayan ailemizi- en azından bir kısmını- Suburb‘a taşıyan babamın kararı ile şok geçirmiştim. Üstelik çocukluğum da 14 yaşıma kadar Acıbadem‘de Anadolu Yakası‘nda geçmiştir ama unutuyor insan demek ki. Ya da alışıyor diğerine- .Bir de param yetmediği için ve türlü sebeplerden Anadolu Yakasında oturmak zorunda kalmıştım . Gerçi Selamiçeşme deydi ama Bağdat Caddesi bile yine de Anadolu’dur yani karşıda yaşayanlar için. Hissi öyle, Bilmiyorum.  Olumlu anlamda söylüyorum bunu şimdi artık, bugün.
Şimdiki sivri rezidanslar belki değiştirir  önümüzdeki 5- 10 yıl içinde bunu. Belki değiştirmez.

Değiştiğim için mutluyum bu arada.. İyi ki değişmişim hatta.

Suburgatory komik bir dizi.  Ama o durumu yaşayan insanlar için gerçekten zorludur ve uyum sağlamak hayatının devam edebilmesi için şarttır.

Büyük bir kente göç de zor olabilir bazıları için, çoğunluk için güle oynaya yapılan bir şey de olsa ama ters göç gerçekten zor. 

(Bir dip not olarak Bu yüzden İstanbul‘un giderek kalabalıklaşmasına bir çare bulunması imkansız diye düşünüyorum. Burada doğanlar için, gitmek zor. Burada doğmayıp, sonradan İstanbul’a göç eden insanlar için de, ondan vazgeçmek zor. )

Tabii 30+ yaşlara denk gelince, zaman içinde- uzun zamandan bahsediyorum ama yine de- yeşili, doğayı falan tanıyıp, seviyorsun bir noktada Suburb‘ü. Zaten temiz hava ve yaşam kalitesi yüksekliği seni şaşırtıyor ve daha iyi bir yaşam tecrübesinin mümkün olduğunu anlıyorsun bir süre sonra.

Bir de yaşlandıkça, doğayla bütünleşme, yeşille, insanlarla, doğal olanla kucaklaşma biyolojik saati var sanırım herkesin içinde. Bu oluyor.

Ya da giderek kalabalıklaşan, trafikte süründüren, havası ile zehirleyen, insanı sürekli mücadele içinde olmaya zorlayan ve kalabalıklar içinde, gerçekten önemli biri değilsen, önemsiz hissettiren ve silikleştiren bir yaşama şeklinden yoruluyor insanlar. Bunu algılayabildiğiniz noktada tabii. Ki bu da ancak uzaklaşıp, perspektif kazanıp, uzaktan bakınca oluyor. Önemlilik burada görece tabii. Ama anladınız siz ne demek istediğimi:)

Arabanın üzerinde bir mavi ışığın yoksa örneğin, iyi bir yaşam kaliten yoksa, sürekli koşturma ve çalışma ile geçiyorsa hayat, ya da sürekli daha önemli insanlara hizmet ve servis vermekle, onlar için çalışmakla geçiyorsa hayat, kentte, tam olarak kenti yaşamak olmuyor bu bence. Özellikle belli bir populasyon rakamından sonra.

Ama ‘üst üste de olsa, burada yaşamak güzel’ duygusu bir arada tutuyor şimdilik herkesi. Önemli bir şeylerin etrafında bulunmak da, önemli hissetmesek de, bir varoluş şekli nihayetinde. kalabalıklar içinde olmak da tatmin edebilir hem pek çoğumuzu. İnsanız, sosyaliz:)

Suburgatory-333-suburgatory-30906009-1280-1024

Reklamlar