Dünyada Asgari Ücretler Ne Peki? -2012-

Aylık/ Amerikan Doları Olarak

Avrupa, Kuzey Amerika en net data olan ülkeler. Maalesef Azerbaycan, Özbekistan hatta Rusya bilr, dünyanın pek çok ülkesi gibi, asgari ücret konusunda  karanlıklar biraz.  Google yapıp bulamıyorsunuz hemen..

Belarus 120 dolar
İngiltere ~ 1780 dolar
Avustralya 2486 dolar
Venezuela 476 dolar
Özbekistan ~26 dolar (Ben de inanamadım. Her şey bedava olmalı)
Azerbaycan  ~120 dolar(Bundan da pek emin değilim)
G. Afrika 125 dolar
Rusya 142 dolar

Türkiye 495 dolar
Güney Kıbrıs 540 dolar
İsviçre* 2407 dolar
(* Resmi bir Asg.ücret uygulaması yok ama minimumu)
(Çin, İtalya, Hindistan,bazı Arap ülkeleri ve Almanya’da da yok resmi asg. ücret uygulaması)
Çin (ort.) ~ 170 dolar (Kanton’lara göre değişiyor. En yüksek Pekin 192 dolar)
Almanya 1688 dolar
İsveç 1800 dolar
Romanya ~ 146 dolar
Brezilya 303 dolar
Hong Kong 461 dolar
Güney Kore 797 dolar
Pakistan 85 dolar
Belçika 1663 dolar
Suudi Arabistan 399 dolar
İran 317 dolar
Japonya ~ 1450 dolar
Danimarka 2450 dolar
Yunanistan 774 dolar
İrlanda ~ 1586 dolar
Fransa ~ 1888 dolar
İtalya 1141 dolar
İspanya 880 dolar
Bulgaristan 125 dolar
Çek Cumhuriyeti 388 dolar
Hindistan ~ 130 dolar
Litvanya 231 dolar

(Hesaplamalar yuvarlanmış ya da yaklaşık olarak hesaplanmıştır.)

Quotes

“Birisinden, olamayacağı  bir insan olmasını ya da yapamayacağı şeyleri beklemek, sonuçsuzluk ve zaman kaybından başka bir şey üretmez.”

Güzel söz. Bir de, böyle biriyle temas kurulup hata fark edildiğinde, nasıl koparılabileceğine ve nasıl radar alanından çıkılabileceğine dair yol gösterse bir quote iyi olur. Çünkü bunu herkesin yüzüne karşı söyleyemiyorsun:/

Et Konusu

Food Inc. ı izleyen herkes zehirlendi bir kere.

Ülkemiz bu endüstriyel üretimin  çok uzağında değil ama hala iyi et bulmak mümkün..  Yine de iyi oldu izlememiz..

Bir kaç yıldır dana eti, 4-5 yıldır da tavuk etini hiç tüketmemeye çalışıyoruz ailece..

Eti “yemeye alıştığımız için yediğimizi” söyleyen Vegan ve Raw Food gurularını takip ediyorum ve kendimi eğitmeye çalışıyorum bu konuda 4- 5 yıldır ben de.

Belki haklılardır. Hala emin değilim. Çünkü arada gerçekten “et yemek” istiyorsun!
Bazı doktorların iki ayrı cephede duruyor olmaları  da biraz kafa karıştırıcı tabii.

Sağlıklı hayvanlar ve mısırı hazmetsin  diye midelerine hormon enjekte edilen sığırlar arasındaki fark ve anti viral ve anti biyotiklere boğularak ancak üretilebilen tavuk etleri hakkında okuduklarımızsa aslında, tek yön gösteriyor.

Ama her şeye rağmen bazen yiyoruz. İhtiyaç ya da alışkanlık..
Burgercilerin önü günün her saati ve her AVM de öğrencilerle dolu.

Ahlaki olarak doğru bulmasam da kuzu eti ve çokça da koyun eti bulmaya çalışıyoruz ille et yiyeceksek.

Şarküteri ürünleri konusunda da- ki çok severim çocukluğumdan beri-  ŞU: Bir kaç kere kendimiz sucuk üretmeyi denedik ve oldu. Ama zor iş.

Salam, jambon falan ise yapamıyorsun.. Olmuyor..

Çok canımız isterse, güvenilir bir markadan, gözümüzü kapatıp alıyoruz artık ne yapalım?

Sığır eti, dana eti olayına da, steak houseların camlarına yapışma ya da  “Hamburger yemezsem öleceğim” krizi gelmeden bulaşmıyoruz.

Minik kuzenime ise henüz kuzu eti yediremediğimiz için, sadece balık ve bir kaç kere özel besi süt danası eti yedirdik. Tavuk hiç!

Nüfus artış hızı, tarım ve hayvancılık alanlarının azalması, kaynak kıtlığı haklı gösteren şeyler genetiği değiştirilmiş yemle beslenen hayvanlar konusunu. Ve Toplu üretim, kitlesel üretim ihtiyacı/zorunluluğu da kimyasal katkıları gerekli kılıyor muhtemelen..

Bundan daha iyiye gidebileceğine dair bir umut  görünmüyor henüz ufukta..

O yüzden azar azar et yemeyi bırakmak gerekiyor belki de..

Kendimizi böyle bir geleceğe hazırlamak sağlık açısından çok kötü olmaz diyen uzmanlar var, etsiz olmaz diyenler var..

Herkes artık, kendine göre bir yol bulacak.

Yiyenleri de yemeyenleri de, çok değil, bir on , on beş yıl içinde göreceğiz kendi seçimlerinin sonuçlarıyla diyor bazı uzman ve doktorlar..

Bakalım:/

Forbes’daki Yazı Üzerine, Türkiye’de İnsan Kaynağı Değeri

Forbes’dan linkini paylaşmış biri Twitter’da..
Başındaki istatistik rakamlar ilginç. Yabancı iş gücü marketi için geçerli büyük ihtimalle ama yüzdeler inanılmaz yine de..
Türkiye’de;
“Bir yıl içinde kendini başka bir işte gören, rapor verdiği birime saygı duymayan, misyona inanmayan ve en başta kendisine değer verildiğine inanmayan
çalışan sayısı çok daha yüksektir” diye düşündüm okuyunca.

Nedeni ise, bizde insan kaynağının, maalesef, tabiri caizse, bozuk para gibi harcanabileceği, nasılsa yerine hemen yenisinin konulabileceğine dair, yaygın-ve belki de ek zaman ve eğitim maliyeti dışında net bir zararı umursanmadığı için- haklı kanının varlığı.

Doğru yapan bazı kurumsal firmalar da vardır eminim.

Ama onların da elinde, iş gücü fazlalığı yüzünden, süper hareketli ve genç bir insan kaynağı yığını var.. Baştan çıkarıcı..
Milyonlarca genç iş gücü.. (Şimdilik tabii)

Sanki piyasada müthiş bir dinamizm varmış gibi de duruyor ekonomi açısından böyle olunca hem:) Yeni iş yaratmıyor pazar ama, bu hareketlilik yüzünden sanki yaratıyormuş efekti yapıyor..

Yine de;
“Kurumsal firmama, Start-up’ıma, aile şirketime, KOBİ me seçtiğim  ve beraber çalıştığım insanları,  adeta bir iş ortağı gibi nasıl konumlandırabilirim ki gelecekte bundan firmam da kazançlı çıksın” diye düşünen girişimci, ortak ve yöneticilerin işine yarayabilir belki yazı.

Ve yazıya konu olan iş gücünün duygularına da tercüman olabilir.

Not: Bizde, işin yürümesi için, motivasyonun yüklenicisi de çalışan kişidir çoğu zaman.
O, bu “değer bağı” nı kurmak için, yöneticiye/patrona “yakın olmak”, EQ sunu tek taraflı kullanmak, gerekirse duygusal alış verişlere girmek ve  kendinden ödün vermek zorunda kalır genellikle.

Değer vermek- en azından kendisine değer vermeyen kuruma karşı hissetmese de, değer veriyormuş gibi görünmek- zorunda hisseder bir de..

Bunlar da tabii,  insanın kendine saygısını azaltabilecek şeyler. Bu durumdaki çok az “talent” yetenek olarak kalmaya devam edebilir, firmada kalsa da..

Kendisinden ödün vererek çalışmaya devam etmek durumuna alternatif olarak ayrılıp kendi işini kurmak ya da sürekli yatay hareketliliğe devam etmek- yaşlanana kadar- dışında pek bir seçeneği yok  yetenek olsun ya da olmasın, iş gücünün maalesef.

Bu liste durumunuzun ne olduğunu görmek için de bir check list gibi aynı zamanda.. Bir bakın derim..

**
http://www.forbes.com/sites/mikemyatt/2012/12/13/10-reasons-your-top-talent-will-leave-you/

Not 2: Yazıya yapılan yorumlar bölümünde Oscar Marroquin  in yazdıklarını da okumanızı öneririm..

Elinde Torbası Olan Yaşlı Teyze

Tesadüfen önünde durmuş, onu görmeden telefonla konuşuyordum. Mavi gözleriyle bana baktığını gördüm telefonu kapatınca..

Üzerinde soğuk bir hava için, fazla zayıf görünen bir pardesü vardı.

Yere çömelmiş, sanki dinlenmek için durmuş gibiydi.

Çok ya böyle ve çok kandrıldık ya, hemen cebimle ilgilenip yürümeye devam ettim..
“Bir tek ben mi varım ? Caddede insanlar dolu..” duygusu bir de..

Yarım saat sonra işim bittiğinde, bir köşede tekrar gördüm..

Yardım etsem mi, ya da konuşsam mı acaba derken yine pas geçtim..

Son işimi halledince de “Yardım etmemek, kandırılmaktan daha fena” diye düşündüm ve onu aradım köşeye gidip.

Evinden mi atmıştı çocukları?

Evi mi yoktu?

Belediyeye mi haber vermeliydim?

Yoksa sadece para mı vermeliydim?

Köşede bulamadım. Üst yola çıktım, ilk gördüğüm yerde midir diye..

Belki biraz konuşmalı diye düşündüm.

Sıcak bir şey ısmarlarım..

En son ne zaman birisiyle konuşmuştu?

Bulamadım üst yolda.. Hiçbir yerde.. Kayboldu..

..

Kendimi aptal gibi hissetmemek için, temas edebileceğim ve buna ihtiyacı olan birini pas geçtim muhtemelen.. Aferin bana..

Aksi de olabilir tabii ama bu  pişmanlık hissine bunu yeğlerim..

Etrafımızdaki sahtekar insanlar sorumludur, ihtiyacı olan insanlara temas edip el uzataMAmamızdan..

Bir insanın güven duygusunu yok etmek, insanlığa yapılacak en büyük kötülük..

..

Sokaktaki kimsesiz görünen yaşlı bir teyze görüntüsünde olması gerekmiyor tabii bütün yardıma ihtiyacı olan insanların..

İş yerinden bir arkadaşınız, komşunuz, arsızlık yapamayan bir tanıdığınız, akrabanız  ya da bir arkadaşınız da olabilir, yardıma ya da bir temasa ihtiyaç duyan..

Bunlara körleşmemek lazım..

Çünkü belki de o insan için tek temas şansı siz olmuşsunuzdur ya da birine el uzatmak için, bu sizin için benzersiz bir şanstır..

Bilemezsiniz..

25 Aralık 2012’de Bir Gazete Başlığı: Noel Ağacının Altında Silah

Connecticut’ ta, Sandy Hook İlkokulun’nda, yaşları 5 ile 10 arasında değişen 28 çocuğun silahla ve tüfekle -adeta- taranarak öldürülmesi olayından bu yana iki hafta geçti.

Bu yazının başlığını ise, az önce radyoda bir sunucu, bir yabancı gazeteden okudu.

Bu yıl, Christmas ağaçlarının altındaki hediye paketlerinde bile silah bulmak mümkün diyor haber..
Çünkü, bu olaydan sonra, silah satışları rekor düzeyde artmış.

Atlantik’in bu tarafında, olayı TV den izleyen bizler bile, bu talihsiz olayda kullanılan silahların görüntülerini, en az 100’er kere gördük,  teknik özelliklerini ise, ezberleyecek kadar çok dinledik.

Eğer Amerika’da yaşıyor olsaydım ya da köşedeki marketin yanında, hemen silah edinebileceğim bir yer olsaydı, almaz mıydım emin değilim! Evet.

Üzerine NRA in açıklamasını yaparken dünyanın en samimiyetsiz nefes alan canlısı görüntüsü çizen amcanın” Korunmak için, silahı olsaydı öğretmenlerin, bunlar olmazdı. Silah güvenliktir canlarım, herkes alsın” tadındaki konuşmasını da ekleyelim tabii.

Başarılı bir reklam kampanyası oldu.. İsteyerek  yada istemeden. Ben çok şaşırmadım silah satışlarının iki haftada artmasına bu yüzden.

Oysa, ekranlarda, silahların görüntüleri ve teknik özellikleri yerine, bu fotoğraftaki gibi,  çocukları delik deşik edilerek öldürülen anne babaların tarifsiz acısı gösterilseydi aynı sıklıkla ve sürekli, belki silah satışları absürd bir şekilde artmazdı ha?

Sartre on Sartre’dan..

“Hiçbir şey tarafından dolandırılmadım, hiçbir şey tarafından düş kırıklığına uğratılmadım. İnsanlar tanıdım, iyilerini ve kötülerini- kötüleri de esasen yalnızca belli amaçlara göre öyleydiler-, yazdım, yaşadım, hayıflanacak hiçbir şey yok.
Hayata sitem edecek bir şey yok. İstediğim şeyi bana verdi ve aynı zamanda bunun çok önemli olmadığını da bana gösterdi. Ama ne yapabiliriz ki?”

Ölmeden 5 yıl önce yapılan ve yayınlanan, 75 yaşındaki Sartre’ın derinlikli söyleşisinin sonunda paylaştığı, hayatla ilgili çıkarımı..
Çok istediği şeyin bile, aslında çok da önemli olmadığını göreceği yaşlar var insanın demek..
Hayata fazla anlam yüklemek gereksiz olabilir.