İş Motivasyonu Olarak Sevdiğin İnsanlarla Çalışmak

Başlık hoşlandığın insanla aynı işyerinde çalışmayı  da içeriyor ki aslında- çünkü bugün konu buydu-

İşyerleri tek başına çok sıkıcı olabiliyor.. Kabul edelim..

Arada hoşluklar ve hoş insanlar olmasa, bir işten acayip büyük bir zevk-tutku vs- almıyorsanız, bazen zaman geçmez, iş bitmez oluyor ve hayat renksizleşiyor:/

Bir arkadaşımla konuştuk bugün. Bir başka tanıdığın nasıl bir motivasyonla, bir işe sarıldığına hayret ve hayranlıklarımızı dile getirirken, bu işe büyük aşkına bir neden buluverdik birden:))

Ne güzel!.. Bu güzel bir şey..

Bu kadar motivasyon yükseltecek bir kişi bulamayanlar da , gözlerine hoş görünen birileriyle çalışmayı denemeliler-mümkünse tabii-.

İş kolaylaşmıyor belki ama güzelleşiyor böyle olduğunda kabul edelim:)

Evli olanlar için belki kıskançlık yaratacak bir neden ama bu her iki taraf da aynı , zararsız düzeyde tuttuğu sürece, zararsız olabilir.. Yine de bilemiyorum tabii. Bu konuda bir deneyimim yok. (Doğuştan sadığım ben:)) )

Bir de tersi durumlar var tabii.. (Canım arkadaşım kendi durumundan bahsederek hatırlattı:/)

Hiç hazzetmediğin ya da görmek istemediğin insanla aynı yerde çalışmak. Bu cehennem gibi olmalı..

İş değiştirme, hatta sektör değiştirme sebebi olabilir..

Çok kafaya takılacak bir durum yok  belki ama böyle bir durumda , ne gerek var hayatınızın manzarasını  niye bozsun, görüntüde istemediğiniz biri.. Gereksiz.

Ben sırf bu yüzden, ikinci iş olarak 15 sene yaptığım radyo ve seslendirme işini terk ettim 4 yıl önce – L şeklinde iğrenç bir karakter yüzünden- örneğin ve hiç pişman değilim..

Değiyor duyduğunuz huzur, kaybettiğiniz paraya.. Sevmediğiniz insanlarla çalışmak zorunda olmaz umalım ki kimse.. Zor..

Yani, işinizi güzelleştirmek, gerçekten sizin elinizde ve bunu seçimlerinizle yapabilirsiniz.

Mutsuzluk kader değildir:))

Anneyle İlk – Ciddi- Aşk Konulu Sohbet ( ^_^)

Annemle yine erken kalktık bu sabah ve erken bir kahvaltı sofrasında, konu nasıl geldiyse aşka geldi.

“Sen hiç aşık oldun mu?” dedi

İlk defa anlattım anneme.

İşte, gazeteciydi, üniversiteden sonra, şöyle tanıştık, böyle gelişti, şöyle aksilikler falan diye..

Sonraki dönemleri, bugüne kadar her şeyi anlattım tatlıma ilk defa..

Büyük bir dikkatle dinledi.. Bir sürü -hiçbir arkadaşımdan duyaMAdığım kadar- sağduyulu yorum yaptı..

Özetine geçeceğim sadece..

“Sen hata yapmamışsın” dedi.

“Peşini bırakmamış kadınlar. Bırakmayacaklarmış da baksana.. Eskileri bile hala diyorsun..Yapamazmışsın..”

Bu kadar basit aslında..

Çok çetrefilli ve girift hale getiriyoruz arkadaşlarla birlikte ve insanın kendisi bunu yapıyor bazen ama başka birileri yüzünden dert çekmeye değmez ve konu bu kadar basit oluyor bazen.
Arkasında bir türlü bırakmayan kadınlar olan erkek kendi iradesiyle onlardan kurtulamıyorsa, siz yardım edin tabii kurtulması için. Ama adam bile isteye arkasından yapışanları bırakmıyorsa, siz adamı bırakın.

Ve aslında her karmaşık görünen- ya da hissedilen- durumun, ancak bir  Anne tarafından özetlenecek, çok basit bir açıklaması mevcut:))

Tatlım benim..

Başarısız Yazarın/Senaristin Hikayesi Bir Hikayedir, O da Kendi Hikayesidir

Yazar ya da -en çok da-Senarist hastalığı olabilir:

Yaşamadan yazamam.Ya da yaşadığımı yazarım. İyi de, o bir kere yazılır. Sonra?

Hadi herkes 1 kere, en büyük aşkını ya da en büyük üzüntüsünü yazsın/parası varsa filme çeksin

hatta..

Ama sanat bu değil işte, sorun orada:/

Roman Kahramanları Ne Yer Ne İçer, Hangi Teknolojiyi Kullanır? Ben Bununla İlgiliyim.. Cosmopolis ve Yeni – Çıkan- Kitaplar/ Romanlar Üzerine

Image

#Film tam aktaramamış #kitap dünyasını diyor yazı. Kozmopolis i okumamıştım. Belki okurum. Don DeLillo nun yeni kitabı çıkarsa hemen alacağım.

Çağdaşları okumayı seviyorum.. 2000 li yıllarda, yaşadığımız kaosu deneyimleMEmiş, #teknoloji kullanMAyan #roman kahramanları ilginç değil.

Hatta, ne yediğinden içtiğinden, giydiğinden, okuduğundan,kullandığından bahsetMEyen #Roman kahramanlarını gerçekci bile bulamıyorum.. 

Gerçekten “yaşayan” romanlar yazmak, yaşanmışı yazanlar için de zor.. O dünyayı ve karakterleri tekrar kurmadan, yaşar hale getirmeden yazanlar, sadece “bir ihtiyar anılarını anlatıyor” duygusu yaratıyor.

*Görsel, Cosmopolis filminin afişidir ve yayın hakları filmin yapımcı şirketine aittir.Burada sadece tanıtım amacıyla kullanılmıştır. 

Annemden, Çöpe Ekmek Atanlara, Ekmek Emeği ve Öyküsü : Buğday Hasadı ve Sofraya Gelen Sıcak Ekmek

Image

Ramazan ayında pide yenildiği için, arada alınan ekmeklerin bazılarını atmak zorunda kaldım.. Kuşlara da veremedim bozuldukları için.

Annem “Nasıl yapıldığını bilmediğin için kolay atıyorsun” dedi.

“Yalnız sen değil, çok az insan biliyor ekmek emeğini”

Ve anlattı.

8 yaşında teyzesinin köyünde bir yaz tatilinde, ev ahalisine yardım etmiş her aşamasında ekmeğin, benim güzel tombikciim:)

“Sabah altıda, yola çıkıyorsun.. Kocaman bir tarlada sapanla ekinleri toplamaya başlıyorsun..

Kucağında bir köşeye taşıyıp, orada demet yapıyorsun.. Demetleri bir at arabasına yüklüyorsun..

Bu bütün gün sürüyor..

Ertesi gün o demetler, bir yuvarlak alana yığılıyor.. Üzerine bir ağır, kocaman bir tahta konuyor ve üstünde sen duruyorsun. Bir at tahtayı dönerek çekiyor.

Düven diyorlar buna.. O çektikçe, buğday taneleri , ekinden ayrılıyor..

Bu da yarım gün sürüyor..

Sonra, taneleri, geniş kurnaları olan çeşmelerde yıkıyorsun…

Yıkadıklarını çuvallara doldurup, eve götürüyorsun..

Çuvallar dolusu buğdayı, damlara seriyorsun..

Onlar en az 2 günde kuruyor..

Kuruyanları ambara kaldırıyorsun çuvallarla..

Bir kaç çuvalı değirmene götürüp, un haline getirtiyorsun.

Un geldikten sonra, evin kadınları,kocaman ekmek teknelerinde ekmek yoğurup mayalıyorlar..

Bekliyolar..

Sonra her evdeki koca fırınlarda, 10 ar tane ekmek pişiriyor..

Eline, bir parça verdiklerinde, sen de o ekmek için çalıştığından, bir mucize, bir mücevher gibi

geliyor sana… İşte ekmek emeği bu kadar büyük.. Ve değerli..”

Kalkıp öpüyorum anneciğimin beyaz yanaklarından..”Haklısın tatlım”

Ekmekleri atmayalım..

Image